30.08.2019

- Sonunda gelebildin. Sıkıntıdan patlıyordum.

+ Hiç sıkılmışa benzemiyorsun, baksana dans ederek hikaye yazıyorsun.

- Ho ho ho, this is Christmas, baby...

+ Hayır, değil, baby, kendine gel! Her zamanki gibi normal konuşalım, lütfen.

- Ne zaman normal konuştuk ki biz? Benden başka biriyle de mi görüşüyorsun yoksa?

+ Deli misin, kızım. Senden başka kiminle görüşebilirim? Unuttun mu, hayalim ben, senin hayalin. Normalde yalnızsın, bu konuşmaları da beyninden uyduruyorsun.

- Olabilir, ama bu normal konuşmamızı gerektirmiyor, aksine, hayalimsen daha bir çılgın olman gerek.

+ Ne yapayım, ben de senin gibi kafamı sağa-sola sallayıp “Puppies are foreveeeerrrrr” mi diyeyim?

- De, ne olur sanki bir az eğlensen?

+ Kızım diyorum, ben diyorum, SENİN hayalinim diyorum. Dans etmekten benim dans etmemi hayal edebiliyor musun ki bana da laf sokuyorsun? Neymiş, dans etmiyor muşum, eğlenceli olmalıymışım. Bir saniye durup ta dans etmemin hayalini kursaydın şu an dans ediyor olurdum.

- Böyle mi? Böyle mi?

+ DUR, yapma! Yeter, tamam, şaka yaptım, durdur şu hayali, dans etmekten nefret ediyorum. Durduuurrr...

- Özür dilerim, ama seni kimse duyamaz. Ha ha ha! Bir şartla durdurabilirim.

+ Neymiş şartın?

- Bir dakika, düşüneyim söyleyeceğim.

+ Madem şartın yok, neden öyle dedin?

- Ne bileyim ya, dizilerde falan hep şart olur ya, düşmanlar, ya da sevgili olacak çiftler yapar. Şart koyarlar, sonra da şartı yerine getirince eğlenirler.

+ Ayakta uyuyorsun, bebeğim. Biz dizide değiliz. Ayrıca sen ne benim düşmanımsın, ne de gelecek sevgilim.

- Düşmanın değil miyim? Ciddi misin?

+ Hani ben senin hayalinim ya, hah işte bu yüzden sen istemedikçe senden nefret etmem.

- Ha... Ben de diyorum sen daha önceleri benimle arkadaş gibiydin, şimdiyse kızgınsın bana.

+ Canın sıkıldığı için olabilir mi acaba? Hani az önce eğlence, macera arıyordun ya.

- Kavga etmek te amma maceralıymış.

+ Sen istersen ben dağa da çıkarım macera için, ama senin cesaretin izin vermiyor ki bir şey yapmaya. Maksimum maceramız kavga etmek...

- Öf, bu şarkı da çok sıkıcıymış, değiştireyim.

+ Değiştir, değiştir. Şarkıyı değiştir, konuyu değiştir. Ne de olsa hep kafandayım, yine açarım korkudan kapattığın konuları.

- Ben korkmuyorum bir kere.

+ Hıhıı, evet evet, kesin korkmuyorsundur. Akşam pencereden Samara girecek diye, eli silahlı katiller seni öldürecek diye, ya da kocaman canavar pencerenin kenarından geçerken içeride biri kımıldarsa onu parçalayacağından hiç korkmuyorsun ki sen. Ya da...

- YETER!!! Tamam işte çok korkuyorum, ölmekten, yalnız kalmaktan, ölmek üzere olduğumda yardım çağıramamaktan korkuyorum. Sesimi duyacak birinin olmamasından korkuyorum. Oldu mu? Rahatladın mı?... Hayali bir arkadaşının olması ne zormuş, arkadaş. Korkuların mı var, hemen yüzüne vursun. Eğlenmek mi istiyorsun, hemen keyfini kaçırsın. Canın mı sıkıldı, “Beterin beteri var” dedirtsin...

+ Tamam be, demedik bir şey. Hemen de küs... Ha, bu arada, bunların hepsini sen yapıyorsun, biliyorsun, değil mi? Ben sadece canın sıkkın diye yanında olmaya geldim. Beni düşünmesen gelemezdim de zaten. Beni sevmiyorsan, bir daha düşünme, ben de seni rahatsız etmeyeyim.

- Özür dilerim. Affet beni. Sıkılınca sinirimi birinden çıkmak rahatlatıyor beni. Bu sefer de sana patladım. Çok üzgünüm...

+ Tamam, tamam, affettim. Ne de olsa senin hayalinim, ne istersen o olsun. İstediğin zaman bana patlayabilirsin. Sonunda böyle düşünceli davranacaksan ona da razıyım.

- Çok teşekkür ederim, bir tanesin...

+ Rahat ol, ben yazamadığın duygularını da anlayabiliyorum, beni ne kadar sevdiğini de biliyorum. O yüzden merak etme, gerçekten affettim seni, ve gerçekten kızgın değilim.

- Hiç mi?

+ Bir gram bile.

- Sinir gramla mı ölçülüyor?)))))

+ Sen ölçtün, benlik bir şey yok.

- Ha ha ha)))))

+ Neyse, yeter bu kadar şamata. Bilgisayarı kapat, git yat. Seni uyutacağım daha. Kolay- kolay da uyumuyorsun. Hayal dünyasına gitmem gerekiyor bu gün.

- Ne yapacaksın ki orada?

+ Daha normal bir insan var mı diye bakacağım.

- Yaa...

+ Kızma, huysuz kedi, şaka yaptım. Zaten duyduğuma göre hayali arkadaşı olan insanların çoğu öyleymiş. Hayal dünyasında her kes kendi huysuz arkadaşından bahsedip duruyor.

- Ya sen?

+ Ben seni övüyorum. Hatta o kadar çok övdüm ki her kes senin hayali arkadaşın olmak istiyor.

- Ya, çok şekersin, teşekkür ederim. Benim hakkımda güzel şeyler söylemeni beklemiyordum.

+ Aslında senin sadece iyi yanlarını anlattığım için böyle düşünüyorlar. Sizinkilerden daha akıllı, ama daha da deli desem kim seni beğenir ki zaten?!

- Hey!

+ Biliyor musun, senin sayende havalı biriyim orada. Her kes hikayelerimi dinlemeyi bekliyor her gün. Seni anlatıyorum onlara, dört gözle bekliyorlar hikayelerimi... Biliyor musun, insanların çoğu hayali arkadaşlarıyla konuşmuyor bile. Neymiş, saçmalıkmış. Düşünebiliyor musun? Hayali arkadaşsız, kendi kendine konuşmadan koca bir hayat geçiyor.

- Iyy, ben bir gün bile duramazdım herhalde.

+ İnsan olsam, ben de duramazdım. O hayali arkadaşlara da her gün seni anlatıyorum, sıkılmasınlar diye.

- O zaman onlara selam söylersin bu gece, bir az da mutlu olsunlar.

+ Tamam, tamam, bebek, senin uyku zamanın gelmiş sanırım, birazdan beni de yutacaksın. Git yat çabuk.

- Tamam. Dur, bir dakika. Bu gün beni uyutmasan da olur, bir an önce “Hayal dünyası”na git ve masalı anlatmaya başla. Ben de uyuyayım(?).

+ Gerçekten mi? Harika olur. Sabah erkenden gelip uyanmanı izleyeceğim. En eğlenceli kısmı orası.

- Hey!

+ Tamam, buruşuk surat, kaçtım beennn. Hoşçakal, iyi geceler, tatlı rüyalar. Yarın rüyanı hatırlarsan bana anlatırsın.

- Anlaştık, hoşçakal, iyi masallar.

+ İyi masallar.

Yorumlar