20.05.2020

 +Beni tanımadan yıllar önce de benimle konuşuyordun, bunu mu demek istiyorsun?

-Aynen öyle. Aslında sen de benimle konuşuyordun, ama o zaman senin hayali arkadaş olduğunu bilmiyordum, kendi-kendime konuştuğumu düşünüyordum.

+Küçük bir hatırlatma: “Şimdi de kendi-kendine konuşuyorsun).”

-Ne demek istediğimi anladın, lafımı bölme.

+Tamam, tamam, devam et. Ne diyordun? Yazılardan bahsediyordun.

-Evet, türkçe yazdığım ilk yazıların bazılarında uzaklarda biriyle konuştuğumu hayal ederek yazmışım. Şimdiki gibi yaşadıklarımı açıkça anlatmamışım, sadece hayal etmişim, ama yine de seninle konuşmaya çalışmışım. Böyle bir sürü yazı var, az önce biri denk geldi, onu okudum.

+Bana da okur musun?

-Tabi ki okurum. Hatta hiç bir şeyi değiştirmeden nasıl yazdıysam öyle yazacağım buraya da.

+Çok güzel olur.

- “Hey! Ordamısın? Sana diyorum. Beni duyduğunu biliyorum. Dinle. Benim gerçekten hiç bir günahım yok. Hepsini o yaptı, gerçekten. Eğer ki bana inanmazsan kendimi öldürürüm. Sana diyorum. Beni duymuyormusun? Yoksa öldünmü? Yok, sen öyle kolay-kolay ölmezsin, bunu biliyorum. Her şeyi o yaptı. Seninle benim aramı da o bozdu. Söylediği her şey yalandı. İnanma ona. İnanmadın, değil mi? De, inanmadım de. Sevdiğim birini bırakıp ta başkasına inanmam de, hadi söyle, ne duruyorsun? Söylesene, yoksa yalan mıydı? Ha, yalan mıydı bana söylediklerin, verdiğin tüm sözler yalan mıydı? Sevmedin mi beni, tüm kalbinle bağlanmadın mı bana? Hani hiç ayrılmayacaktık, hani korktuğum her an yanımda olacaktın? Korkuyorum işte, gelsene, gel hadi, gel. Gelmezsin tabi, zaten hiç sevmedin ki beni. Sevseydin yanımda olurdun, hiç olmazsa bana inanırdın. Dinle. Ben bekleyeceğim. Eğer gelip bana beni sevdiğini söylersen, sana inanırım. Söylemezsen, ölürüm, bu kadar basit. Artık sen seç: Sana inanmamı mı istersin, ölmemi mi?”

+Wow. Bu neydi şimdi? Kendini öldürmek ne? Sevdiğin kim? Eğer bana yazdıysan benim niye haberim yok?

-Dedim ya, hayal bunlar, gerçek değil. Ama haberinin olmamasında benim parmağım olabilir). Sonuçta neyi bilmeni hayal edersem onu biliyorsun sen de.

+Doğru ya, unutmuşum bir an. Gerçekte kendini öldürmeyi falan düşünmüyordun yani, öyle mi?

-Hayır, tabi ki de düşünüyordum. İçerideki odada seninle konuştuklarımı da mı hatırlamıyorsun? Pencereyi kırıp bileklerimi kesmiştim hani hayalimde. Hatta annemlerle kavga ettiğim her zaman yapıyordum bunu.

+Ne? Ciddi misin? Manyak mıydın, kızım? Gerçi hala öylesin de, en azından şimdi kendine zarar verme düşüncesi maksimum bir saniye sürüyor. Nereden bilebilirdim böyle deli olduğunu?

-Yani, manyak olmuş olabilirim, kabul ediyorum. Ama merak etme, hiç yapmadım onu. Günah olduğunu hatırlayınca vazgeçtim hep. Bir az daha büyüyünce onları düşünmenin bile iyi olmadığını anladım, sonradan düşünmeyi de bıraktım.

+Oh, çok şükür. Seni manyak olarak tanımadığım için çok memnunum).

-Sensin manyak, tövbe tövbe... Annenlerden ilgi görmek istediğimde hastalanmak için dua ettiğimi de mi hatırlamıyorsun?

+Onu hatırlıyorum... Her defa duadan ortalama bir ay sonra hastalanırdın. Annenler sana ilgi göstersin diye kendine yaptıklarına bak...

-Hata olduğunu biliyorum, ama o zaman bilmiyordum, ne yapayım?! Küçüklükten bu yana çoğu zaman hasta olduğum için annemlerin ilgisine alışmıştım. İlgi olmayınca da kötü hissediyordum, o yüzden de dua ediyordum.

+Hiç bir şey söylemiyorum, Allah’tan yanlış bir şey yaptığını anlıyorsun şimdi... Bak, ne diyeceğim. Senin şimdiki halinle eski halin arasında dağlar kadar fark varmış cidden. Çok garip. Önceleri “sinirli” olarak biliniyordun, şimdi “tatlı”. Önceleri hayallerin hep “Özür dilerim”, “Dinle” diye başlardı, şimdi neredeyse hiç öyle yazmıyorsun. Hatta şimdiki karamsar yazıların bile eskiden yazdıklarından çok daha olumlu bence.

-Aynen, çok garip. Ek olarak, eskiden değişmek istemiyordum, şimdi değiştiğim ve değişmeye devam ettiğim için şükrediyorum... Galiba bu yazının da sonuna geldik... Seni çok seviyorum, hayali dostum, bunu unutma, tamam mı?

+Sen istemediğin sürece unutmam, merak etme). Ben de seni seviyorum, kendine iyi bak.....

Yorumlar